AKP’de Yol Ayrımları Sürüyor: Davutoğlu İstifa Etti

AKP’de Başbakanlık, Genel Başkanlık, Dış İşleri Bakanlığı gibi önemli görevlerde bulunmuş olan Ahmet Davutoğlu partisinden istifa etti. Bir süre önce, beraber hareket ettiği bazı isimlerle, parti disiplin kuruluna sevk edilen Davutoğlu, kendisiyle birlikte ihracı istenen eski milletvekilleri Selçuk Özdağ, Ayhan Sefer Üstün, Abdullah Başçı ve eski il başkanları Nedim Yamalı, Selim Temurci ile birlikte, istifasını duyurduğu açıklamasında “…Genel başkanını ihraç ettiren parti konumuna düşürmemek için istifa ediyoruz…” ifadelerini kullandı. Davutoğlu, “İhraç talebiyle karşınıza geleceğimizi tahayyül bile edemezdik. Bunu yaşamak da kaderimizde varmış” dedi.

AKP’de bulunduğu 17 yıl boyunca, dış politika başta olmak üzere birçok politikası ve icraatı eleştiri ve tartışmalara yol açan Ahmet Davutoğlu’nun, yine bir süre önce AKP’den istifa eden eski bakan Ali Babacan gibi, yeni bir siyasi parti kurması bekleniyor. AKP’de, akademisyen geçmişi nedeniyle “hoca” olarak da adlandırılan Davutoğlu, Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde öğretim üyesi,  Silahlı Kuvvetler Akademisi ve Harp Akademilerinde de misafir öğretim üyesi olarak ders verdi, 1999’da profesör unvanı aldı. AKP’nin ilk kez iktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimleri sonrası Başbakan Başmüşavirliği ve Büyükelçilik görevine atanarak devletin bürokrasi ve diplomasi kadrolarında yer almıştı. 2002 Seçimlerinde siyasi yasaklı olduğu için başbakanlık görevine gelemeyen Recep Tayyip Erdoğan’ın yerine o dönemde başbakan olan Abdullah Gül tarafından siyasete sokulan Davutoğlu, 2003–2009 yılları arası döneminin başbakanları Erdoğan ve Gül’e dış politika danışmanlığı yaptı. Davutoğlu 2009-2014 arası da politikaları hala tartışma ve eleştiri konusu olan Dış İşleri Bakanlığı görevindeydi.

Ahmet Davutoğlu’nun siyasi kariyerindeki en önemli dönüm noktalarından biri ise 2014 yılının Ağustos ayı olacaktı. O dönem gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan Erdoğan, görev süresinin dolması sonrası AKP genel başkanlığına hazırlanan Abdullah Gül’ün bu hamlesini engellemek için Ahmet Davutoğlu’nu genel başkanlığa aday gösterdi ve parti olağanüstü kongresi de Gül’ün görev süresinin dolmasından önce bir tarihe alındı. Abdullah Gül de, cumhurbaşkanlığı görev tanımındaki “tarafsızlık” gereği genel başkanlığa aday olamamıştı. İçinden geçtiğimiz süreçte AKP  içinde Gül-Babacan ve Ahmet Davutoğlu ve ekibi olarak ortaya çıkan muhalif kliklerin yollarına farklı kulvarlarda devam etmelerin, bir başka deyişle Gül-Babacan kanadında Davutoğlu’na yönelik soğuk rüzgarların en önemli nedeni olarak, 2014’teki bu hamle gösteriliyor.

2014’te başbakanlığa getirilmesi sonrası Ahmet Davutoğlu, 2001’de yayınladığı ve halen tartışılan “Stratejik Derinlik” kitabındaki tezlerini daha açıktan uygulamaya dönük politikalar izledi. Davutoğlu söz konusu kitabında Türkiye coğrafyasının,   Balkanlar-Kafkaslar-Ortadoğu’nun yer aldığı “yakın kara” ,  Karadeniz-Boğazlar-Marmara-Ege-Doğu Akdeniz-Kızıldeniz-Basra-Hazar’ın dahil olduğu “yakın deniz” ve  Avrupa-Kuzey Afrika-Batı ve Orta Asya bölgesinnin bulunduğu “yakın kıta” havzaları olmak üzere farklı bölgelerle çevrili tarihsel, coğrafik ve stratejik derinliğe sahip bir “merkez ülke” olduğunu iddia ediyordu. 2011’de başlayan Arap Baharı süreci Davutoğlu’nun, söz konusu coğrafyalarda Türkiye’ye atfettiği   “Osmanlı mirası üzerine kurulacak bir zihni değişim” tahayyülü için uygun bir zemin sunmuştu. Keza 2012’de Mısır’da iktidara gelen İhvan menşeli Mursi hükümeti ile kurulan yakın ilişki bu “zemini” daha belirgin hale getirmişti. Ancak bölgede İhvan’ın siyasi hasımları Körfez monarşilerinin desteklediği (Suudi Arabistan,BAE) 2013 darbesi ile bu zemin kayganlaşmaya başladı.

Ahmet Davutoğlu başbakanlığı dönemindeki bazı çıkışları ve açıklamalarıyla da muhaliflerden yoğun tepkiler aldı.  IŞİD başta olmak üzere cihatçı terör çetelerini “Şii zulmüne” reaksiyonel ve öfkeli gençler olarak tanımlaması, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı sonrası, AKP’nin oylarını artırdığını açıklaması, Bakur’da partisinin yeterli oy alamaması halinde, 1990’lı yılların “faili devlet” cinayetlerinin sembolü “Beyaz Torosların” ortaya çıkacağı şeklindeki üstü kapalı tehdidi ve 2015’teki devlet saldırılarında yerle bir edilen Amed’in Sur ilçesini, İspanya’nın tatil bölgesi Toledo gibi yapacağını şeklindeki demeci bunlardan bazılarıydı. Davutoğlu, başkanlık sistemine mesafeli duruşu, AKP’nin “kırmızı çizgisi” yolsuzluklar konusunda “şeffaflık yasası” çıkartmak istemesi, 7 Haziran 2015 seçimleri sonrası, koalisyon hükümeti kurulmasına açık kapı bırakması gibi pratikleri nedeniyle de AKP içinde şimşekleri üzerine çekmeye başladı. Nitekim Davutoğlu, başbakanlık koltuğunda iki yılı doldurmadan AKP  içinde “Pelikan grubu” olarak bilinen ve arkasında güçlü bir siyasi, ekonomik ve medya desteği olan klik tarafından sosyal medyaya servis edilen bildiri, Davutoğlu ile Erdoğan arasında var olan ayrışma ve çatışmaları ortaya çıkarmıştı. Pelikan bildirisinin yayınlanması sonrası Davutoğlu, daha sonra Binali Yıldırım olarak cisimleşecek olan “düşük profilli bir başbakan” söylemleri arasında başbakanlıktan uzaklaştırıldı.

2015’te başlayan devlet saldırıları sonrası yıkılan Sur’un uydu görüntüsü

Görevinden uzaklaştırıldıktan sonra uzun süre sessiz kalan Ahmet Davutoğlu, geçtiğimiz aylarda sosyal medya hesabından yayınladığı manifestoda AKP”nin siyasal, sosyal ve ekonomik icraatlarını üstü kapalı bir üslupla eleştirirken, başkanlık sistemine geçiş sonrası artık fiilen var olmayan başbakanlık makamına atfen kendisinin “seçilmiş son başbakan” olduğu vurgusunu yapmıştı. Davutoğlu aynı metinde kendisinin görevden uzaklaştırılması sürecinde “tetiği çeken” Pelikancıları ise AKP içi bir çete olarak tanımlamıştı.

 

Ahmet Davutoğlu geçtiğimiz günlerde Sakarya’da yaptığı bir konuşmada 7 Haziran-1 Kasım arası dönemi kast ederek ve Erdoğan’ın Cumhur İttifakı’ndaki ortağı Devlet Bahçeli’ye göndermede bulunarak , binlerce insanın evlerinden edildiği, yaşamını yitirdiği bu katliamlarla dolu sürecin kendisi tarafından yönetildiği şeklinde bir açıklamada bulunmuştu. Davutoğlu aynı şekilde, 8 yılı geride bırakan ve bir milyonun üzerinde insanın yaşamını yitirdiği, milyonlarca insanın yaşam alanlarını terk etmesine neden olan Suriye’deki savaşın da en önemli müsebbiblerinden  biriydi. Ahmet Davutoğlu Suriye başta olmak üzere Osmanlı “bakiyesi” coğrafyada yeni hakimiyet alanları kurma hayaliyle daha 2012’de Şam yönetimine “birkaç hafta “ömür biçmiş, ancak geçtiğimiz aylarda Yavuz Oğhan’ın sosyal medya kanalına verdiği röportajda içinde bulunduğumuz 2019 yılı düşünüldüğünde ortaya çıkan bu küçük(!) hatasının nedenini ise kendine has kibirli üslubuyla uluslararası toplumun riyakarlığı olarak işaret etmişti.